"Esneyerek suratına bakmamdan hoşnutsan konuşmaya devam et lütfen."
Dayanılmaz olmalı.
Tüm dertlerin kendini anlatmakla parçalandığı/bütünleştiği (hangisi, ne zaman gerekliyse.) iddiasıyla çözüm arayışına koşan kuruntulu ve alıngan insanlardan birini çözümden koşarak uzaklaştığını gördüm. Dayanamamış.
Esnemek sorun olmalı. içimizdekini birbirimize gösterecek kadar ağzımızı açarak esnedikten sonra hiçbir şey eskisi olamaz sanırım. Kelimeler giyinmeye başladıkça hislerin etkisinin değiştiği açık. artık. "Ah, esnedim, galiba. üzüldüm, epey." Söylenmeseydi de, hissedilseydi keşke. Esnemek, kulağımdan da girdiği anda daha da üzüyor, üzülmek duyulduğu anda çürüyor. Geriye işte, yeni nesil kuruntulu ve alıngan biri doğuyor.
"İyi ki doğdun."
4.11.09
25.10.09
26.8.09
16.8.09
Ja oder nein
Henüz gelen bir güneşin öncü/habercisi olmak tam da tasarımında planlanmış olmalı ve dilkeşhâveran makamı da etkisini arttırmak için.Gecenin bitmek üzere olduğu, haliyle karanlığın alacalı renklerin peşisıra saydamlaştığı anlarda daha mı korkutucu oluyor? Evek. Gece/karanlık "kötülüğün, pisliğin", "saflık ve iyilik"ten ayrımına inhibitor etkisi yaparken dinin bu ayrımı kendi vazifeleri arasına dahil edip, "naif!" kurtarıcıymışçasına şarkı söylemesi, zatımca pek naif karşılanmadı. Korkutucu olan naiflik. Silahlarını seçerken görünen Marv'dan çok daha korkutucu, Kevin'ın zindanı. Sonunu tahmin edemeyerek geçen anlarla akliliğin kaybı için planlanmış sanki. Yolda yanından geçip
giderken dikkatini asla çekmeyecek Kevin'ın zindanına düşülmüşse ise, artık her sessizden korkulması gerektiği çıkarımı yapılır. Mutlak biraradalık. Her nosyonun, her zihinde işlenişi farklıdır elbet, lakin öznenin doğumunun ardından işleniş farklılıkları sorun yaratıcı hale gelmiş olmalı ki; şu an Hitler gibi alenen olamasa da, çoğunluğun beğenmesi için, can yakıcı mavi boya sürülüyor gözlere. Farklı kulvarlarda olsalar dahi kırmızı hap ile.
giderken dikkatini asla çekmeyecek Kevin'ın zindanına düşülmüşse ise, artık her sessizden korkulması gerektiği çıkarımı yapılır. Mutlak biraradalık. Her nosyonun, her zihinde işlenişi farklıdır elbet, lakin öznenin doğumunun ardından işleniş farklılıkları sorun yaratıcı hale gelmiş olmalı ki; şu an Hitler gibi alenen olamasa da, çoğunluğun beğenmesi için, can yakıcı mavi boya sürülüyor gözlere. Farklı kulvarlarda olsalar dahi kırmızı hap ile.Bu sabah epey korktum.
15.8.09
ben ve ben

"Ben ve Ben kısa bir yolculuğun ardından evlerine dönmeye karar vermişlerdi ki, yolda hiç beklenmedik bir sürprizle karşılaştılar."
Sürprizin beklenenine dair art niyet sıfatlarım var zaten. Nasıl bir us kendine hazırlanabilecek sürprizlere karşın düşünceler barındırabilir? Ben'in şirin köyünü terketmesiyle başlamış olmalı her şey.
Sürprizin beklenenine dair art niyet sıfatlarım var zaten. Nasıl bir us kendine hazırlanabilecek sürprizlere karşın düşünceler barındırabilir? Ben'in şirin köyünü terketmesiyle başlamış olmalı her şey.
Akıl ve aşkın simetrisi olarak sonlu ve sonsuz yansır düzlem aynaya. Bir kaşıktaki yansımasından ise bahsetmek dahi istemiyorum. Yön ve 1 desem ağlanabilir. Birinde bilinç vardır, ötekinde iman.
"Aşk, ötekinin bilinmezliğine verilen onay." diye yazılmadı mı? Bilinç dahilinde, önceden hesaplanabilen öngörülerle -ki adı gereği öncüldür zaten.- aşkınlık, kıyas, cetvel, makas ona göre değildir. Farazi de! Sağlam zemin, sadece "güzel"in yettiği sanat anlayışı ve sadece zıtlıkların terazideki dengesi; akliliğin aşk üzerindeki hegemonyasını güçlendirmek adına harcın içine biraz süt katmasından ötesi değil. Kabul mu? Edeni çok.
Ben'e ne mi oldu? Ben'in akıllıca bir işip yapıp Şirin Köyü'nden Truman Show'a geçişini, Şirin köyünün Truman Show'a hazırlık aşaması olduğuna yorup, gargamelin yanına taşındı. Bir sürprizle de karşılaşmadı.
"Aşk, ötekinin bilinmezliğine verilen onay." diye yazılmadı mı? Bilinç dahilinde, önceden hesaplanabilen öngörülerle -ki adı gereği öncüldür zaten.- aşkınlık, kıyas, cetvel, makas ona göre değildir. Farazi de! Sağlam zemin, sadece "güzel"in yettiği sanat anlayışı ve sadece zıtlıkların terazideki dengesi; akliliğin aşk üzerindeki hegemonyasını güçlendirmek adına harcın içine biraz süt katmasından ötesi değil. Kabul mu? Edeni çok.
Ben'e ne mi oldu? Ben'in akıllıca bir işip yapıp Şirin Köyü'nden Truman Show'a geçişini, Şirin köyünün Truman Show'a hazırlık aşaması olduğuna yorup, gargamelin yanına taşındı. Bir sürprizle de karşılaşmadı.
23.6.09
1857'den sonra
"Yerellik" diye başladı cümlesine. Bitiremeyeceği de o an duyurulmuştu zaten. Arada seçtiği birkaç yetersiz kelime üzerine söyleyebileceğim yetersiz kelimeler vardı tabi. Nitekim kullanmayarak biraz olsun farkım hissedilir belki telaşıyla -evet zaman zaman başkalarının da insani olduğunu düşündüğü telaşlarım var.- sustum.
"Kimin, nereye önce geldiği"yle aklını kaybeden, "bakirlik" direğine kendini bağlamış, dahası tüm bunları geleceklerin sadece şimdilerle yaşandığı bu çağda, geçmişinde el değmemişlik arayan, ona göre durum alan her kimse.
Halbuki çok geç. En başından beri geçti. Biz doğmadan önce başlayanlarla biz öldükten sonra devam edecekler arasında çok fark yok. Birçok "şey"in de "anlamsızlık" kisvesini giymesi böylece imkan kazanıyor. Malesef. Hepsi bir dairenin merkezinde birbirinin önünü kesiyor nitekim. Hem de sanki devam ediyormuş gibi, farkettirmeden, sessiz sedasız.
Yerelle müze kelimelerinin eş anlamlı olduğu beyinler arayışındayım. Esas sebep bu.
Mola.
"Kimin, nereye önce geldiği"yle aklını kaybeden, "bakirlik" direğine kendini bağlamış, dahası tüm bunları geleceklerin sadece şimdilerle yaşandığı bu çağda, geçmişinde el değmemişlik arayan, ona göre durum alan her kimse.
Halbuki çok geç. En başından beri geçti. Biz doğmadan önce başlayanlarla biz öldükten sonra devam edecekler arasında çok fark yok. Birçok "şey"in de "anlamsızlık" kisvesini giymesi böylece imkan kazanıyor. Malesef. Hepsi bir dairenin merkezinde birbirinin önünü kesiyor nitekim. Hem de sanki devam ediyormuş gibi, farkettirmeden, sessiz sedasız.
Yerelle müze kelimelerinin eş anlamlı olduğu beyinler arayışındayım. Esas sebep bu.
Mola.
29.5.09
28.5.09
26.5.09
Beynin arka fonu olsaydı, çello çalardı devamlı. Alt metin dersen; "onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine." Beyni bir sonlanışla özleştirmem ne denli sağlıklı, mantıklı bilinmez. Nitekim "bilinmezden gelip, bilinmeze giden " yolcular için sorgu-yargı olamaz. İki zıt eylemi aynı doğrultuda yapabilen ender zat-ı şahanelerden oluşuyorken etraf, birilerinin çıkıp da sorgu-yargı sıfatlarını üstlenmeleri üzmüyor değil.
Trompet de olabilir. O zaman şöyle derdim; "Size zarar vermeye değil, sizi eğlendirmeye geldim." İfadesiz maskemi görenler korkacaktı tabi, beni ilk gördüklerinde. Ağızdan çıkandan başka iletişim kurmayı reddedenler için de ne büyük rahatlama olacaktı açıklamam. Halbuki gördüğü şeyden korkan için, kelimeler ne denli rahatlatıcı olabilirdi ki? Bir sonraki korkusuna kadar unutmuşçasına devam edecekti bilinmeze. Fakat bir kez daha korkutucu bi ifadesizle karşılaşmaya görsün, sanki tüm dünya onun korkusundan besleniyormuş da, o korkmazsa ne yaparmış dercesine hiç çekinmeden cebindekileri art arda salacaktı gün ışığına. Karanlık olduğunu düşünsene bir de.
Bir kadın sesi de olabilirdi aslında. Konuşmazdık.
Peki bir davul olsaydı?
Sadece arzu etmek için, arzu etmekten bir an önce vazgeçmeli!
Trompet de olabilir. O zaman şöyle derdim; "Size zarar vermeye değil, sizi eğlendirmeye geldim." İfadesiz maskemi görenler korkacaktı tabi, beni ilk gördüklerinde. Ağızdan çıkandan başka iletişim kurmayı reddedenler için de ne büyük rahatlama olacaktı açıklamam. Halbuki gördüğü şeyden korkan için, kelimeler ne denli rahatlatıcı olabilirdi ki? Bir sonraki korkusuna kadar unutmuşçasına devam edecekti bilinmeze. Fakat bir kez daha korkutucu bi ifadesizle karşılaşmaya görsün, sanki tüm dünya onun korkusundan besleniyormuş da, o korkmazsa ne yaparmış dercesine hiç çekinmeden cebindekileri art arda salacaktı gün ışığına. Karanlık olduğunu düşünsene bir de.
Bir kadın sesi de olabilirdi aslında. Konuşmazdık.
Peki bir davul olsaydı?
Sadece arzu etmek için, arzu etmekten bir an önce vazgeçmeli!
14.5.09
dilçeliş.
Görüntülerle uyuşamayan sesler duyuyorum. Dillerle konuşamayan bir insan tanıyorum artık. Dilsizliğine neopozitivist bir isim bulmuş; sekans sapması diye. Uçağın son çağrısını da anlayamıyor haliyle. Uçağı kaçırıyor ama kazadan kurtuluyor, "Tutunamayanlar"ı okuyup, en huzurlu anlarını yaşadığını söylüyor, tıka basa büryan yedikten sonra "Ben acıktım ya hu!" çıkıyor ağzından. "Yalnış anlama" diyor "yaratıcılığımın tek soluğu." Yanlış anlayarak tanıyabileceğimi farkediyorum. Fakat bunların hiçbiri şu an olmuyor. Ah, tekinsiz çelişki.
6.5.09
Gölgen kadar konuş.
Gün doğumunda ve batımında bahset kendinden, fakat güneşli günlerde lütfen. Öğle vaktinde gölgen dahil tüm karanlığı göm içine. Sadece dinle ve gül. Gece yarılarındaysa mumlar ve sokak lambaları kadar kelimelerin var cebinde. Dikkatli kullan. Ama bir gece yarısı, ıssız bir ormandaysan eğer, ateş böcekleri gözetiminde doğur gölgelerini.
Aurora, karakoncolos ve gölge ayrımın konuşamıyorsa henüz, sen de konuşma lütfen!
Böylece, hep güzel kok.
Aurora, karakoncolos ve gölge ayrımın konuşamıyorsa henüz, sen de konuşma lütfen!
Böylece, hep güzel kok.
24.4.09
die Sehnsucht nach meinem kleinen Prinz.
Kapı çaldı, hapı yuttu.
Hapı çaldı, kapı yuttu.
Muhabbet-i zevke doyum olmaz, lakin m. seviyor oluşumun zaiyatıyla, manidarlık peşinde koşmalarımı dizginleyemem. Tahakküm-ü gözlük yaşamımın vazgeçilmezi, bu arada alabilirsin, konuşalım fakat öncesinde. Farkında ol farkın olsun.
Beylik hasretiyle yanıp tutuşan bey, heyecanla koştu, kaçtı. Telefon açıp sorabilirsin. Görüşeceğiniz üç şey daha var nitekim.
Bey despotizm yanlısı tavrıyla "beylik benim!" dedi ve ekledi:" Farkında ol, farkın olsun." Dahiydi, yeniçeri bıyığıyla, yumurta kokulu saatler çizerdi. Giyinmeye karşı çıkışı, beyliğini yıkışıydı. Şah'ın şehir ziyaretinde, balkonunda bağırıyordu: "sürrealizm benim." Halk çıldırdı. Bazı cevaplar vardı, kullanılmadı. "Başta her şey çıldırmıştı." Sonra öngörü denen özyönetim ahlakına karşı, devasa bir handikapla kahkahalar yükseldi. "Bırakın yapsınlar" dedi, bir adada Bay Kilit. Bıraktılar, yaptık.
Hapı çaldı, kapı yuttu.
Muhabbet-i zevke doyum olmaz, lakin m. seviyor oluşumun zaiyatıyla, manidarlık peşinde koşmalarımı dizginleyemem. Tahakküm-ü gözlük yaşamımın vazgeçilmezi, bu arada alabilirsin, konuşalım fakat öncesinde. Farkında ol farkın olsun.
Beylik hasretiyle yanıp tutuşan bey, heyecanla koştu, kaçtı. Telefon açıp sorabilirsin. Görüşeceğiniz üç şey daha var nitekim.
Bey despotizm yanlısı tavrıyla "beylik benim!" dedi ve ekledi:" Farkında ol, farkın olsun." Dahiydi, yeniçeri bıyığıyla, yumurta kokulu saatler çizerdi. Giyinmeye karşı çıkışı, beyliğini yıkışıydı. Şah'ın şehir ziyaretinde, balkonunda bağırıyordu: "sürrealizm benim." Halk çıldırdı. Bazı cevaplar vardı, kullanılmadı. "Başta her şey çıldırmıştı." Sonra öngörü denen özyönetim ahlakına karşı, devasa bir handikapla kahkahalar yükseldi. "Bırakın yapsınlar" dedi, bir adada Bay Kilit. Bıraktılar, yaptık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)