Kurduğum cümlelerin tükenişini seyrediyorum, geçen her günle. Büyüyor muyum, ölüyor muyum?
Varoluşsal mücadele;
Renksiz mi renksiz...
Sessiz mi sessiz...
29.5.09
28.5.09
26.5.09
Beynin arka fonu olsaydı, çello çalardı devamlı. Alt metin dersen; "onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine." Beyni bir sonlanışla özleştirmem ne denli sağlıklı, mantıklı bilinmez. Nitekim "bilinmezden gelip, bilinmeze giden " yolcular için sorgu-yargı olamaz. İki zıt eylemi aynı doğrultuda yapabilen ender zat-ı şahanelerden oluşuyorken etraf, birilerinin çıkıp da sorgu-yargı sıfatlarını üstlenmeleri üzmüyor değil.
Trompet de olabilir. O zaman şöyle derdim; "Size zarar vermeye değil, sizi eğlendirmeye geldim." İfadesiz maskemi görenler korkacaktı tabi, beni ilk gördüklerinde. Ağızdan çıkandan başka iletişim kurmayı reddedenler için de ne büyük rahatlama olacaktı açıklamam. Halbuki gördüğü şeyden korkan için, kelimeler ne denli rahatlatıcı olabilirdi ki? Bir sonraki korkusuna kadar unutmuşçasına devam edecekti bilinmeze. Fakat bir kez daha korkutucu bi ifadesizle karşılaşmaya görsün, sanki tüm dünya onun korkusundan besleniyormuş da, o korkmazsa ne yaparmış dercesine hiç çekinmeden cebindekileri art arda salacaktı gün ışığına. Karanlık olduğunu düşünsene bir de.
Bir kadın sesi de olabilirdi aslında. Konuşmazdık.
Peki bir davul olsaydı?
Sadece arzu etmek için, arzu etmekten bir an önce vazgeçmeli!
Trompet de olabilir. O zaman şöyle derdim; "Size zarar vermeye değil, sizi eğlendirmeye geldim." İfadesiz maskemi görenler korkacaktı tabi, beni ilk gördüklerinde. Ağızdan çıkandan başka iletişim kurmayı reddedenler için de ne büyük rahatlama olacaktı açıklamam. Halbuki gördüğü şeyden korkan için, kelimeler ne denli rahatlatıcı olabilirdi ki? Bir sonraki korkusuna kadar unutmuşçasına devam edecekti bilinmeze. Fakat bir kez daha korkutucu bi ifadesizle karşılaşmaya görsün, sanki tüm dünya onun korkusundan besleniyormuş da, o korkmazsa ne yaparmış dercesine hiç çekinmeden cebindekileri art arda salacaktı gün ışığına. Karanlık olduğunu düşünsene bir de.
Bir kadın sesi de olabilirdi aslında. Konuşmazdık.
Peki bir davul olsaydı?
Sadece arzu etmek için, arzu etmekten bir an önce vazgeçmeli!
14.5.09
dilçeliş.
Görüntülerle uyuşamayan sesler duyuyorum. Dillerle konuşamayan bir insan tanıyorum artık. Dilsizliğine neopozitivist bir isim bulmuş; sekans sapması diye. Uçağın son çağrısını da anlayamıyor haliyle. Uçağı kaçırıyor ama kazadan kurtuluyor, "Tutunamayanlar"ı okuyup, en huzurlu anlarını yaşadığını söylüyor, tıka basa büryan yedikten sonra "Ben acıktım ya hu!" çıkıyor ağzından. "Yalnış anlama" diyor "yaratıcılığımın tek soluğu." Yanlış anlayarak tanıyabileceğimi farkediyorum. Fakat bunların hiçbiri şu an olmuyor. Ah, tekinsiz çelişki.
6.5.09
Gölgen kadar konuş.
Gün doğumunda ve batımında bahset kendinden, fakat güneşli günlerde lütfen. Öğle vaktinde gölgen dahil tüm karanlığı göm içine. Sadece dinle ve gül. Gece yarılarındaysa mumlar ve sokak lambaları kadar kelimelerin var cebinde. Dikkatli kullan. Ama bir gece yarısı, ıssız bir ormandaysan eğer, ateş böcekleri gözetiminde doğur gölgelerini.
Aurora, karakoncolos ve gölge ayrımın konuşamıyorsa henüz, sen de konuşma lütfen!
Böylece, hep güzel kok.
Aurora, karakoncolos ve gölge ayrımın konuşamıyorsa henüz, sen de konuşma lütfen!
Böylece, hep güzel kok.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)