dada.

Mein Maerchen ist aus, dort laeuft eine Maus.

22.12.14

Başklarını, aşklarını dışardan seyredalmak mevcut durum analizini mümkün kılan turnusol kağıdı gibi.
Yazının gücü karşısında bedenin gözü geri çekilmek zorunda kaldı.
Kimse bunları karşı karşıya getirmek istemezdi elbette. Fakat hamlığın hamallığı da bu ayırma gayretinde gizli, hem de idraki mümkün kıldığını iddia ederek! 
Japon çiçeklerinden bahsetmeli. 
Köklerden, yüzeylerden, saatlerden. 
Belki alkolden. 
Kötüyü temsilen. 

Bedenin mağlubiyeti kısa süreli sükunet getirdi peşinen. Aradaki çatışma askıya alınarak sona erdi zaten. (Faresiyle oynamaktan zevk alan kedi misali.) Yakında davulların seslerini yeniden duyurmasından korkuyorum; tüm şehre, rüyalara, ağlara nüfuz eden, hayalleri kuarklarına ayıran ve malesef tekrar bütünleşmeye engel olan. Ruhun oralarda, bedenle bütünleşik biçimde beklemede olduğunu biliyorum. Kontrolun bende olmadığını hissetmem bu beraberlikten geliyor. Korkutan şey korkunçluğunun derinliklerine baktığında, hayatın en huzurlu şeyine dönüşebiliyor birden. Nasıl bir haz! Ölümden zevk almak, ölürken ona bakabilmekten geliyor olmalı. Ondan önce yapılması gerekense bu bakışı atabilecek gözle barışabilmekte. Sanki sonsuzluk elimin altındaymış gibi, ertelemeye devam edeceğim bir süre daha. Aklımın aptallığı korunaklı bir alan sağlıyor, bedenimin dahiliği karşısında. Genelde hep böyledir zaten. 
Alkolse uyuyanı zehirliyor.

11.9.14

Bir hayvanda bir insan görmek mi daha korkunç, bir insanda bir beden mi?
Bedenin nelere kadir olduğu henüz keşfedilmedi. Nedense ruhtan pek fazla bir zaman da verilmedi.
İkisinin ayrılığı çoktandır meşruiyetini yitirmiş olsa da, hiyerarşik düşünceler sağolsun, karşı karşıya getirme gayretindeler. Birinin diğeri üzerindeki tahakkümü değişik alanlarda, değişik biçimlerde kendini kabul ettirmek istiyor. Hem de bir cadı gibi. Yılların hıncı belki de, bedeni bu denli hırçınlaştıran. Erişebileceği her yerden çekiştirip duruyor. Belki de ruhtur. Ne hikayeler anlatıldı kudretiyle, ne mitolojiler kuruldu ölümsüzlüğüyle. Elbette ruh! (Ölümlülüğü görüp sukunetini bozmayan beri gelsin.)
Birçok değişik biçimde nefes kesici. Daha görkemlisi henüz tahayyül edilmedi, öyle ki bakanın gözleri yerini iyice belli etti. Bakıp da görmemek mümkün değil artık. Ruh-beden işbirliği ikisinin de varlığını hissettirmesi şartıyla sağlanmış görünüyor.
Bedenin kokusu ve dokusunu ne yapacağız onu söyleseler keşke.

27.5.14

Sokaktan geçerken etraftaki çığlıkları ayrıştırma gayreti birçoklarında ortak sanırım. Bu sayede bazı sesler daha yakın, bazıları epey uzaklardan geliyor. Bazıları biraz önce tam da aklınızdan geçen, bazısı geçenlerde kulağınıza çalınan. Bazıları ise hiç oralı bile değil. Sessizler. Sesler sessiz kalabilir.

27.2.14

Bugünden geçmişe bakıp, her şeyin bir zamanlar ne kadar yolunda olduğunu söylemeye çalışan fakat geçmişi de bugünü gibi dağılıp gitmiş olan insanlar var.  Bir şey üzerine konuşmak için kavramlar kullanmak gerekir, kavramlar için hayalgücü, amprizm içinde erimelidir.  Ancak  kavramlar katıdır. Erimiş halde bulunan karışıma evrensellik eklendiğinde kavram elde etmiş sayılırız.
O halde evrensellikten uzak olunduğu ölçüde kavramlardan bahsetmek pek mümkün değildir.
Televizyonda kalitesiz bir korku filmi eşliğinde geçmişi, şimdi-burada'yı akıldan çıkaramamak, analojinin imkansızlığı, saf bir his tadı verir.
Burda bile üç yılın geçmiş olduğunu görmek, daha önemli şeyler yazmak zorunda hissettiriyor. Makrokozmoza yayılanlarsa şeyler yapmak, kavramlar kullanmak ihtiyacı. Bir an için gelen panik ve ardından sanki mükemmel bir defans söz konusuymuşçasına boşluk hissi, kapının tıkırdaması kadar korkutucu ve kaçınılmaz.
Yesterday, upon the stair
I met a who wasn't there.
He wasn't there again today,
I wish, I wish he'd go away.

19.11.11

Yalnızlığın keşfinin üzerinden henüz üç asra yakın bir süre geçmişti.
Hal şu: ucubeler, cadılar, cüzzamlılar kalabalıktan itilerek bir nevi insan olmadıkları söylendi. Ardından bir grup aklı cüzzam ortaya atılıp kapanmayan yaralarından haz alabileceğini savundu. Yanisi, yalnızlığın öznesi olmaktan yana çıktılar, içinde bulunulan vaziyetin yalnızlık olduğunu söyleyerek. Belki bir insan yaşamına sığmadı seslerini duyurmaları fakat bunun yüceltilmesiyle yalnız kalınamazdı. "Deneyim" olarak yalnızlık ne kadar mümkün?
Hıçkırıklardan başka çıkan bir ses olduğu sürece -ki hıçkırık da olurdu bir zamanlar- yalnız demek şımarıklıktı. Sessizlik yalnızlıktı, ve ya vücuttaki her ritmi duyabilmek yalnızlıkla mümkün. Yalnız doğarsın ama doğuramazsın her şeyden önce. Yemeğini yalnız senin yemek borun midene taşır ve yalnız sen sindirirsin bir yandan. Ölürken de yalnız senin kalbin durur.
Tıpkı ölüm gibi ancak yalnızlığın temsilinden faydalanabilirsin, galiba. Tıpkı ölüm gibi acısı etine işler. Korkuları da benzerdir.
İşte böyle bir günün akşamı yalnızlığıma sessiz çığlıklarla güzellemeler yaparken, hazzın sona ermesi için dualar yakarıyorum bir yerden.
Acı da tükenebilir.

31.8.11

Ölümlülüğün sanatla unutulduğunu iddia etmek zorunda kalınabilir bazen, bazen de ölümün tam da sanatsal bir tasarım olduğu. Bu kez ikisini ayırmamaya çalışmalı.
Öncelikle, "keşke en nihayetinde öleceğimizi o da bilseydi." şeklinde yorumlanabilecek konuşmasıyla tüyleri daha da ürperten kathy h.'den bahsetmeli. Sanat ve tasarımın "içindeki" ruhu dışarı gösterebileceği inancıyla büyüdü, kaderini de tevekkülle karşılamaktan geri kalmadı. Sorun ise yıllar sonra çevresindeki herkesin parçalarını vermek koşuluyla parçalandığına şahit olmasına rağmen bundan nasibini alamamış tavrında. Her zaman "bunun için parçalanmama gerek yok, elbette bunun için varım ve zamanı geldiğinde gerçekleşecek." dese de, her edimini, düşünce biçimini hakikati unutmak üzerine kurmuşçasına, ölenin zaten daha önce ölmesi gerektiğini, bu süre boyunca boşuna yaşadığını iddia edercesine kendiyle hesaplaşmaya girişti! Fakat dendiği gibi kendiyle hesabından ziyade, Ruth'la hesabını görmek için geçmişe bakıyordu adeta. Yapılmamalı mı? Bilinmez. Fakat parçalanmanın böylesine hıçkırıksız olması kibirden değil mi? Sedye üzerinde açılmış bir bedene, dahası ölmeyen ölüme tanıklık edene hıçkırıkla eşlik edilmemesi kibir değil mi?
Epey huzursuz bir tarafı var henüz tam kestiremesem de. Biraz düşünmeli.