dada.

Mein Maerchen ist aus, dort laeuft eine Maus.

19.11.11

Yalnızlığın keşfinin üzerinden henüz üç asra yakın bir süre geçmişti.
Hal şu: ucubeler, cadılar, cüzzamlılar kalabalıktan itilerek bir nevi insan olmadıkları söylendi. Ardından bir grup aklı cüzzam ortaya atılıp kapanmayan yaralarından haz alabileceğini savundu. Yanisi, yalnızlığın öznesi olmaktan yana çıktılar, içinde bulunulan vaziyetin yalnızlık olduğunu söyleyerek. Belki bir insan yaşamına sığmadı seslerini duyurmaları fakat bunun yüceltilmesiyle yalnız kalınamazdı. "Deneyim" olarak yalnızlık ne kadar mümkün?
Hıçkırıklardan başka çıkan bir ses olduğu sürece -ki hıçkırık da olurdu bir zamanlar- yalnız demek şımarıklıktı. Sessizlik yalnızlıktı, ve ya vücuttaki her ritmi duyabilmek yalnızlıkla mümkün. Yalnız doğarsın ama doğuramazsın her şeyden önce. Yemeğini yalnız senin yemek borun midene taşır ve yalnız sen sindirirsin bir yandan. Ölürken de yalnız senin kalbin durur.
Tıpkı ölüm gibi ancak yalnızlığın temsilinden faydalanabilirsin, galiba. Tıpkı ölüm gibi acısı etine işler. Korkuları da benzerdir.
İşte böyle bir günün akşamı yalnızlığıma sessiz çığlıklarla güzellemeler yaparken, hazzın sona ermesi için dualar yakarıyorum bir yerden.
Acı da tükenebilir.

31.8.11

Ölümlülüğün sanatla unutulduğunu iddia etmek zorunda kalınabilir bazen, bazen de ölümün tam da sanatsal bir tasarım olduğu. Bu kez ikisini ayırmamaya çalışmalı.
Öncelikle, "keşke en nihayetinde öleceğimizi o da bilseydi." şeklinde yorumlanabilecek konuşmasıyla tüyleri daha da ürperten kathy h.'den bahsetmeli. Sanat ve tasarımın "içindeki" ruhu dışarı gösterebileceği inancıyla büyüdü, kaderini de tevekkülle karşılamaktan geri kalmadı. Sorun ise yıllar sonra çevresindeki herkesin parçalarını vermek koşuluyla parçalandığına şahit olmasına rağmen bundan nasibini alamamış tavrında. Her zaman "bunun için parçalanmama gerek yok, elbette bunun için varım ve zamanı geldiğinde gerçekleşecek." dese de, her edimini, düşünce biçimini hakikati unutmak üzerine kurmuşçasına, ölenin zaten daha önce ölmesi gerektiğini, bu süre boyunca boşuna yaşadığını iddia edercesine kendiyle hesaplaşmaya girişti! Fakat dendiği gibi kendiyle hesabından ziyade, Ruth'la hesabını görmek için geçmişe bakıyordu adeta. Yapılmamalı mı? Bilinmez. Fakat parçalanmanın böylesine hıçkırıksız olması kibirden değil mi? Sedye üzerinde açılmış bir bedene, dahası ölmeyen ölüme tanıklık edene hıçkırıkla eşlik edilmemesi kibir değil mi?
Epey huzursuz bir tarafı var henüz tam kestiremesem de. Biraz düşünmeli.

4.4.11

Bu hikayenin kahramanın bir kahraman oluş hikayesi de var elbette. fakat biz oralara değinmeden 3 gece önceki rüyasından uyanışını anlatacağız.
3 gece önce 4 sularında, çoğu gece olduğu gibi zeytin yemek ve biten suyunu doldurma gereksinimiyle yatağından doğruldu kahraman. Kısaca k olarak seslensek seslenmemenin gerekliliğini yerine getirerek öznemizi varedebiliriz kanısındayız. Evet, k, yatağından doğruldu, mutfağa yöneldi. Mutfak lambasının altın olmasına şükredecek olduysa da kamaşan gözleri uykusundan ayılmak üzere olduğunu hatırlattı ve bir an önce zeytinini alıp, suyunu doldurdu, yatağa yöneldi. Uykudan ayılma derdine çözüm olarak doğrultu korumanın önemini bildiğini hayatını da aynı doğrultuda koruma inadından anlamıştık çoktandır. Fakat bu kez hesaba hiç katmadığımız eşya oldu.
Biz 2 ne olduğu muğlak yaratık son günlerde can sıkıntısıyla binbir gece okur durur olduk. Okuyanlar bilir, orada, ademoğlunun kullandığı sıfatlara, isim ve zarflara göndermelerle bizim gibi yaratıklar anlatılmak istenir 4190 arışlık kollar, 7 dallı kuyruklar bir görünüp bir yokolan ifritler derler bize sonra. Ademoğlunun kullandığı kelimelere sığmak gibi bir dert edinen benden öteki, binbirgecedeki soydaşlarına da özenerek k'nın önüne fırladı bir anda. Birinin doğrultusunu değiştirmesine sebep olmanın başa ne gibi belalar açabileceğini böylece gördük diyebilirdik, eğer gözlerimiz olsaydı.
K bir anda uykusundan ayıldı. benden ötekinin nerden çıktığını anlamak için bir müddet kullandı, sonra uykusuna yorup, tuvalete yöneldi. tuvalet sınırlarında 7 adımlık 3 edimini anlatmaya gerek duymuyoruz. Fakat ellerini yıkaması, aynaya bakmasına sebep olduğundan mühim. Kafasını kaldırdı, aynada görmesi gereken yüz yerine başka bir yüz vardı. Çok şükür ki bu böcek kafası da, hiçlik de olabilirdi derken biz sadece böylesine bir farklılaşmanın şiddetini attığı çığlıktan anlayabilirdik kulaklarımız olsaydı.

ve o sırada gün ağarıyordu..

28.2.11

ev

Ev-merkez arasında ilişki kurabilecek bir mantık işleyişine sahip olmak acı verebilir.
Bahsi geçen evi merkeze yerleştirmek değil elbette ve ya evin bir merkezinin olması. Örülen ev duvarlarıyla, merkezin korunaklı varoluşunun benzerliği korkutucu. İkisi de kibirden doğan bir cesaret ve ya korkuyu örten aydınlık. Nüfuz etmeyi, nefes almayı güçleştiriyor. Can pahasına korunması gerekiyor oluşları canı sıkar.

Evin olmayışını görmek gözleri acıttı, kalpleri sıktı elbet. Evimin duvarlarını yıkanlara kızgınlık yok. Vazgeçmişken örgüden, sıcak bir yerlere gitmeli.